Tükettiğimiz Meyvelere Dikkat!!!

Tükettiğimiz Meyvelere Dikkat!!!

Tezgâhta göz alıcı parlaklıkla ilgimizi çeken meyvelerin üzerindeki parafin ve mumun, sağlığımızı tehlikeye soktuğunu biliyor musunuz! Zaten Türkiye Ziraat Odaları Birliği İstanbul il Başkanı Ömer Demir de, “Sebze ve meyvenin raf ömrünü uzatmak için, piyasadaki meyvelerin çoğunun, sağlığa zararlı parafin ve de polyester kökenli mumla kaplandığını, dolayısıyla meyvelerin daha fazla büyümesini sağlamak ya da kurtlanmasını önlemek için kullanılan tarım ilaçlarının da, parafinle meyve kabuğu arasında hapsolduğunu, bu nedenle meyveleri yerken, mutlaka kabuğunun soyulması gerektiğini” söylüyor!
Demir ayrıca, “bir elmayı ya da armudu parafinle kapladığınızda, dışarıya çıkamayan zirai ilaç, içeride daha fazla yoğunlaşıyor. Ayrıca içerisi nemli kaldığı için, meyve üzerindeki bakteriler de daha kolay ürüyor. Dolayısıyla söz konusu kimyasalların uzun süre tüketilmesi halinde, başta kanser olmak üzere bir takım romatizmal ve bağışıklık sistemini bozan hastalıklara sebep olduğunu, bu yüzden vatandaşın üzeri parlayan ürünlerden uzak durması gerektiğini” ısrarla belirtiyor. Son yıllarda yapılan bir araştırma da ise, 90 gün süreyle parafin kaplı gıdalar yedirilen farelerin, karaciğer ve lenf düğümleri ile bağışıklık sisteminin ana elemanlarında iltihaplar oluştuğu da biliniyor…
Meyvelerin parafinle kaplı olup olmadığını anlamaksa çok kolay. Kuşkulandığınız ürünün üzerini tırnağınızla hafifçe kazıdığınızda, eğer tırnağınızda bir beyazlık görürseniz, o ürünün üzeri parafinle kaplı demektir. Ayrıca ilaçsız doğal elmadaki çürük çok kolay fark edilirken, parafin kaplı bir elmanın yüzeyi pırıl pırıl gözükür…
Armut, mandalina, nar, portakal, limon, elma her gün ağaçtan toplanan meyveler değil! Günü geldiğinde toplanır. Ayrıca narenciye bekledikçe kendi kabuğunu yer, incelir, içi tatlanır ama kabuğu matlaşır, görünüşü bozulur. Ama marketten ve pazardan aldığımız meyvenin parlaklığını merak ediyorsanız, onların başına gelenleri hemen anlatayım.
Ağaçtan koparılan meyvelerin hemen satılamayacak kadar çok olduğu günlerde, çürüyüp çöpe gitmemesi için, kasalara doldurulup oracıkta kimyasal havuzlara batırılır! Sonra da bir kamyona yüklenip polyester kökenli mumlama tesisine gönderilir! Orada büyük oranda parafin içeren bir sıvıyla sıvanıp gözenekleri kaplanır. Bu aşamada bir miktar kimyasalda, elbette narenciyenin içine işler. Meyvelerin başına gelen bununla da bitmez, bir de azotlama tesisine girer… Azotlanan meyvelerin hava ile teması neredeyse tamamen kesilir. Böylece çürümenin ve buruşmanın kesin olarak önüne geçilir. Sonra da evlerimize kadar gelir. Sanki dalından yeni kopmuş gibi… Günümüzde Ege’nin ve daha çok da  Akdeniz’in, neredeyse her ilçesinde bir azotlama ve parafinleme tesisi var! Bu nedenle parafin ve mum kaplı meyvelerimiz, çoğu zaman belirttiğim sakıncalar yüzünden ihracat yapılan ülkelerin gümrük kapılarından geri dönüyor. Geri dönen bu ürünler ucuz olduğu için de, pazarcılar ve bazı marketler tarafından adeta kapışılıyor.
Genelde bizler, meyvelerin üzerindeki parafin ve mumdan, karbonat ve limon karışımı ya da sirkeli suyla kurtulmaya çalışırız. Ancak bu yöntemle sağlıklı bir sonuç alınamayacağı için, meyvelerin kabuğunu mutlaka soymamız gerekiyor. Diğer taraftan, bir süredir market de Exsir diye satılan ve normal sirkeye göre daha iyi hijyen sağlayan bir ürün var. Bu ürün yüzde 100 bitkisel, sebze meyve arındırma konsantresi olarak pazarlanıyor. Ortaya çıkış hikayesi ise oldukça ilginç. Meşhur Kükrer sirkelerinin sahibi Kemal Kükrer’in ailesi, bir dönem aileden bir kaç kişinin birden kanser olmasıyla mücadele etmiş. O günlerde bir doktor  aileye sebze ve meyveleri bol sirkeli suyla yıkamalarını önermiş. Şirketin başındaki Sabri Gülel de, sirkenin ne kadar işe yaradığını araştırmış. Marketlerde satılan sirkeler düşük dereceli olduğu için, yeterince hijyen sağlayamadığı anlaşılmış! O zaman “normal sirke işe yaramıyorsa, işe yarayan başka bir ürün bulalım” diye şirketi yönlendirmiş. 21 ay süren araştırma sonunda Exsir bulunmuş ve üretime başlanmış…
Exsir’in içinde yedi bitkisel bileşen var. Bunlar özel üretilmiş yüksek dereceli beyaz sirke, mısır ve hindistancevizi yağlarından üretilen çözücü bir madde, laktik asit denilen ve şeker pancarından üretilen bir asit ve de meyvelerden üretilen bazı organik çözücüler. İşte bunların hepsi birleşince zirai kalıntıları (peptisit) çözen Exsir ortaya çıkmış. Ayrıca içindeki yılang yılang yağı ve tarçın yağının da antibakteriyel ve koku bastırıcı özelliği var. Ürünün kullanımı ise çok kolay. Bir kilo sebze yıkamak için 1,5 litre suya, yarım kapak Exsir koyuyorsunuz, sonrada suyun içinde meyve ve sebzeleri iki üç dakika bekletip, ovaladıktan sonra, duruluyorsunuz. İşlem tamam oluyor…
Bir başka konu da üreticilerin, sürekli hayvan gübresi kullandıklarını, dolayısıyla yetiştirdikleri ürünlerin de organik olduğunu söyleme alışkanlığı! Oysa Anadolu’nun en küçük köyünde bile, ilaç ve kimyasal gübre satan arabalı satıcılar vızır vızır dolaşıyor. Kamyonlar dolusu kimyasal gübre, koli koli ilaç ve hormon satıyorlar köylülere… Üstelik öyle ilaç ve hormonlar ki, gelişmiş ülkelerde satışı ve kullanımı yasaklanmış şeyler… Ülkeye sokulan onca ilaç, hormon ve GDO’lu tohum kime satılıyor dersiniz? Sorduğunuzda hiç bir üretici, yoğurdum ekşi demiyor… Ama domatesin fiyatı neden yüksek diye sorduğunuz da, size tohumun çok pahalı olduğunu söylüyorlar… Yerli tohum mu? Köylünün elinde kalmadı ki…

Seynur Saltoğlu’in profil fotoğrafı

Seynur Saltoğlu

1983 İstanbul doğumluyum. 2008 İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği bölümü mezunuyum. İlk tecrübemi üniversite yıllarında Nar Çiçeği Cafe’de 5 yıl çalışarak kazandım. 2008 Eylül ayından beri Cuisine Catering firmasında Müşteri İlişkileri Yöneticisi & Satış personeli olarak görev yapmaktayım.

Tüm Yazıları - Website

Yorum yaz